..::CriminalsGrup a Hos Geldiniz::..

Image

 
AnasayfaAnasayfa  Portal***Portal***  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
By_GarzaN
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 23
Nerden : Bilgisayardan:)
İş/Hobiler : Herşey
Lakap : By_GarzaN
Kayıt tarihi : 03/02/08

Kişisel Bilgiler
Level:
1000000000000/1000000000000  (1000000000000/1000000000000)
Kendinizi Belirten Bir Yazı: Aydınlık Gençlik Grubu
Tuttugun Takım: Galatasaray

MesajKonu: Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu   Paz Şub. 10, 2008 11:11 am

Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu 29.01.2008 Cumhuriyet / Enerji


Coğrafyamız, bugün emperyalistler arası pazar paylaşım savaşının sıcak biçimlere büründüğü alan olarak öne çıkıyor
ABD, dünyada tüketilen birincil enerjinin ve ham
petrolün yüzde 25'ini, benzinin yüzde 45'ini tek başına tüketen bir
ülke olup, ham petrol tüketiminin yüzde 60'ını ithal etmektedir. ABD,
enerji tüketiminin yüzde 40.5'ini petrol, yüzde 24.6'sını kömür, yüzde
24.4'ünü gaz, yüzde 7.9'unu nükleer ve yüzde 2.6'sını hidroelektrik ile
karşılamaktadır.



Mahir ULUTAŞ


EMO Yönetim Kurulu Üyesi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://criminals.foruma.biz
By_GarzaN
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 23
Nerden : Bilgisayardan:)
İş/Hobiler : Herşey
Lakap : By_GarzaN
Kayıt tarihi : 03/02/08

Kişisel Bilgiler
Level:
1000000000000/1000000000000  (1000000000000/1000000000000)
Kendinizi Belirten Bir Yazı: Aydınlık Gençlik Grubu
Tuttugun Takım: Galatasaray

MesajKonu: Geri: Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu   Paz Şub. 10, 2008 11:11 am

Dünya, özellikle bölgemiz, ciddi bir altüst oluş ve yeniden
şekillenme yaşıyor. SSCB'nin varlığı koşullarında, özellikle II.
Paylaşım Savaşı sonrasında ABD'nin şemsiyesinde tek bir blok olarak
varlığını sürdüren "küresel" kapitalist güçler, karşı bloğun dağılması ile
birlikte çok sancılı, kimi zaman kanlı bir ayrışma ve hegemonya
mücadelesi içerisine girmişlerdir.
"Modern"
tarihin hemen her döneminde büyük
"küresel" güçlerin, emperyalist ülkelerin-blokların
egemenliklerinin devamı veya yeniden tahsisi için kontrol altına
alınması gereken temel bölge olarak tanımladıkları coğrafyamız, bugün
de emperyalistler arası pazar paylaşım savaşının sıcak biçimlere
büründüğü alan olarak öne çıkıyor.
Doğal olarak bu paylaşım savaşlarının en başında, doğal kaynaklar
(özellikle enerji kaynaklarının) ve bunların taşınma yollarının,
ticaretinin kontrolü mücadelesi yatmaktadır. Dolayısıyla enerji
politikaları üzerine yapılacak ciddi bir analiz, içinde yaşadığımız
dönem için birincil önemde olacaktır.
2006 yılı itibariyle dünya enerji tüketiminin yüzde 36 petrol, yüzde
28 kömür ve yüzde 24 doğalgaz olmak üzere yaklaşık yüzde 90'ının fosil
yakıtlardan karşılandığı görülüyor. Dahası Uluslararası Enerji Ajansı
(IEA) değerlendirmelerine göre, 2030 yılına kadar global enerji talebi
yaklaşık yüzde 50 oranında artacak olmasına rağmen, fosil yakıtların
payında bir azalma öngörülmemektedir.
Dolayısıyla sonlu bir yakıt türü olan fosil yakıtların temininin
güvence altına alınması her ülke için öncelikli bir politika
olmaktadır. Dünyanın pek çok bölgesinde bulunabilen kömürün aksine,
kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 62'si, doğalgaz rezervlerinin
yüzde 41'i Ortadoğu bölgesindedir. Bu orana, başta dünya doğalgaz
toplam rezervlerinin yüzde 27'sine sahip olan Rusya olmak üzere Hazar
Denizi ve Orta Asya ülkelerini de eklediğimizde, yakın coğrafyamızın "dünyanın birincil enerji kaynağı merkezi"
olduğu rahatlıkla görülmektedir.

Türkiye'nin enerji politikalarına değinmeden önce
emperyalist-kapitalist ülkelerin ve blokların enerji profillerine
bakmak, bölgemizin "ekonomik ve siyasi olarak kontrolünün" bu ülkelerin kendileri
ve birbirlerine karşı mücadelesi açısından ne kadar önemli olduğu
konusunda daha net bir fikir edinilmesini sağlayabilir.
ABD'nin enerjide dışa bağımlılığı sürecek



ABD, dünyada tüketilen birincil enerjinin ve ham petrolün yüzde 25'ini,
benzinin yüzde 45'ini tek başına tüketen bir ülke olup, ham petrol
tüketiminin yüzde 60'ını ithal etmektedir. ABD, enerji tüketiminin
yüzde 40.5'ini petrol, yüzde 24.6'sını kömür, yüzde 24.4'ünü gaz, yüzde
7.9'unu nükleer ve yüzde 2.6'sını hidroelektrik ile karşılamaktadır.
2030 yılına kadar yüzde 60'lık dışa bağımlılık oranının azalması da
öngörülmemektedir. Bununla beraber yaklaşık yüzde 15 olan doğalgaz
ithalat oranının ise yüzde 20'nin üzerine çıkacağı düşünülmektedir.
ABD, bugün, 1945 sonrası şekillenen dünya içerisinde kazanmış olduğu
egemen konumu ve özellikle askeri gücünü ve mali sermaye gücünü,
SSCB'nin de yıkılması sonrasında, tek kutuplu bir dünya yaratmak için
sonuna kadar kullanmaktadır. Son dönem dünyanın gündemini oluşturan
Afganistan ve Irak işgalleri bu niyetin en somut göstergeleri
olmuşlardır.
AB'nin gündemi çeşitlendirme




Avrupa Birliği'nin (AB) dünya enerji tüketimi içindeki payı yaklaşık
yüzde 16'dır ve IEA'nın öngörülerine göre bu pay 2030 yılında yüzde
12'ye kadar düşecektir. Birliğin tükettiği enerjinin yüzde 37'si
petrol, yüzde 24'ü doğalgaz, yüzde 18'i kömür, yüzde 15'i nükleer ve
yüzde 6'sı yenilenebilir kaynaklardan (hidroelektrik dahil)
sağlanmaktadır.
Dünyanın en büyük doğalgaz ithalatçısı olan AB, kendi doğal
kaynaklarının sınırlılığı nedeniyle gelişmiş ve endüstrileşmiş
ekonomisinin devamı için gittikçe daha çok dışa bağımlı hale
gelecektir. 2000'li yılların başında yaklaşık yüzde 45 olan enerji
ithalat bağımlılığı 2030 yılında birincil enerjide yüzde 68 (petrolde
yüzde 89, gazda yüzde 82 ve katı yakıtlarda yüzde 66) oranına
çıkacaktır. Dolayısıyla AB'nin önündeki en önemli gündem, enerji
alanındaki kaynak ülkeleri ve güzergahları çeşitlendirebilmektir. Bu
amaçla doğalgaz ve petrolde Rusya'ya alternatif çeşitli yeni
bağlantılar, hatlar konuşulmaktadır.
Enerjide Rusya'nın hakimiyeti



Rusya Federasyonu, 60 milyar varil petrol ve yaklaşık 48 trilyon
metreküp doğalgaz rezervi ile (toplam dünya doğalgaz rezervinin yüzde
27'si) özellikle Putin dönemindeki politik atılımı da düşünüldüğünde,
enerji alanının en merkezi figürlerinden biri olmuştur.
Rusya'nın bütçe gelirlerinin yaklaşık üçte ikisini,
"petrol, doğalgaz ve metaller"
ihracat kalemleri oluşturmaktadır.

Rusya Federasyonu, hiç kuşkusuz petrol ve özellikle doğalgazdaki bu
avantajını ekonomik olduğu kadar siyasi bir silah olarak da
kullanmaktadır. Dış politikada, tamamen veya büyük ölçüde enerji
bakımından kendisine bağlı bölge ülkeleri başta olmak üzere, enerji
faktörü "ajanda"
nın her zaman en temel gündemi olmuştur. İhraç edilen doğalgazın fiyatı
ve anlaşma koşulları konusunda sağlanan bazı kolaylıklar karşılığında,
bu ülkelerin enerji altyapı sistemleri büyük oranda Rusya'nın eline
geçmektedir. (Gürcistan, Moldova, Macaristan, Ukrayna, Beyaz Rusya,
Bulgaristan bu açıdan sadece birer örnektir.)
Rusya Federasyonu, zengin doğal kaynak potansiyelini kullanarak bir
yandan kendisine bağlı kıldığı ülkelerdeki etkinliğini arttırırken,
diğer yandan da Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan gibi kendisine
alternatif olabilecek ülkeleri de, yaptığı ikili anlaşmalarla kendisine
bağlamaktadır. Bu ülkelerle çeşitli tarihlerde yapmış olduğu
anlaşmaların sonunda, hiçbir ülke Moskova'yı devre dışı bırakarak, söz
konusu ülkelerden ucuz gaz satın alamayacak. Bu anlaşmaları bu üç ülke
için de cazip kılan temel etken, pek çok uluslararası faktörün yanında,
Rusya'ya alternatif olarak düşünülen boru hattı güzergahındaki
ülkelerin kendilerinin de halihazırda doğalgazda büyük oranda Rusy
a'ya bağımlı olmaları nedeniyle projeler konusunda kırılgan ve kimi
zaman ikircikli tutumlar sergilemeleri olmaktadır.
Örneğin, Türkiye açısından da çok önemli bir proje olan Ortadoğu ve
Hazar gazının Türkiye üzerinden Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve
Avusturya'ya taşınarak tüketilmesini hedefleyen NABUCCO Hattı Projesi,
Macaristan'ın Rusya'ya olan yüzde 75 civarındaki doğalgaz bağımlılığı
nedeniyle ikircikli davranmasının da neden olduğu birtakım sorunlar
sonunda istenildiği hızla gitmemektedir. Aşağıdaki tablo konu hakkında
daha net bir fikir edinilmesini sağlayabilir.
Burada yanlış olan bir değerlendirme de
"karşılıklı bağımlılık tezi"
dir. Bu teze göre, Rusya Federasyonu da para kazanmak için bu ülkelere
bağımlı olması nedeniyle ilişki çift taraflı ve eşit koşullardadır.
Ancak enerjinin temel bir altyapı hizmeti olması, ciddi ve kolay ikame
edilemez bir yatırım gerektirdiği dikkate alınırsa bu tezin dayanaksız
olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Örneğin Rusya'nın gaz ihracatında
Macaristan'ın payı yaklaşık yüzde 7 düzeyindeyken, Macaristan'ın
doğalgaz ithalatında Rusya'nın payı yüzde 75'tir.

S
on zamanlarda gerçekleşen Putin'in İran ziyareti de bu açıdan dikkate
alınması gereken sonuçlar taşımaktadır. ABD ile İran arasındaki nükleer
enerji krizi nedeniyle görüşmelerin daha çok o kısmı kamuoyunun
ilgisini çekerken, bir diğer önemli konu da Hazar'ın statüsü hakkındaki
denize kıyısı olan 5 ülke (Rusya, İran, Kazakistan, Türkmenistan ve
Azerbaycan) arasında geçen tartışmalar olmuştur. Bölge ülkeleri
arasında Hazar'ın statüsü hakkında henüz somut bir sonuca ulaşılamamış
olmakla birlikte, bölge kaynaklarının kullanımına yönelik ortak bir
tavrın benimsenmesi, Rusya Federasyonu'nun ABD'nin kendisini enerji
projelerinden "by-pass etme"
çabasına güçlü bir cevap olmuştur.

Çin'in yükselen enerji ihtiyacı



Dünya ekonomisinin yükselen gücü Çin'in son on yıllardaki inanılmaz
büyüme oranları beraberinde muazzam bir enerji talep artışını da
getirmektedir. IEA'nın verilerine göre 1998 ile 2003 yılları arasındaki
dönemde, dünya gayrisafi hasıla artışının yaklaşık yüzde 25'i, ham
çelik üretim artışının yaklaşık yüzde 58'i, çimento talep artışının
yüzde 68'i, ham petrol talep artışının yüzde 25'i, kömür talep
artışının yüzde 50'si, elektrik talep artışının yüzde 25'i ve
karbondioksit emisyon artışının yüzde 18'i Çin tarafından
gerçekleştirilmiştir. (Aktaran Necdet Pamir, Küresel Enerji
Politikaları ve Türkiye, TMMOB 6.Enerji Sempozyumu Bildiriler Kitabı)
Böylesine iddialı ve muazzam bir büyümeyi sürdürebilmek için Çin'in
enerji güvenliğini ve arzını garantileyecek, kapsamlı bir strateji
geliştirdiği görülmektedir. Bu noktada Çin, bir yandan bütünleşmiş
dikey entegre bir yapı ile kendi topraklarındaki ve karasularındaki
doğal kaynaklarını daha verimli bir şekilde değerlendirmeye çalışmakta
ve bu açıdan hisse çoğunluğunun kendisinde kalması koşuluyla Exxon
Mobil, Shell ve BP gibi ulus ötesi devleri yatırım ve
araştırma-iyileştirme faaliyetlerinde bulunması için ülkeye davet
etmektedir. Diğer yandan dev şirketleri vasıtasıyla dünyanın potansiyel
arz eden hemen her bölgesinde yatırımlara yönelmiş durumdadır. Bu
kapsamda Çin'in büyük yatırımları olan ülkelerin başında, Kazakistan,
Suriye, Sudan, Ekvador, Endonezya ve hatta İran gelmektedir. Dahası
Çin'in işgal öncesi Irak ile yapmış olduğu ön anlaşmalar da mevcuttur.
Türkiye'nin uzun vadeli planı yok



Türkiye'de tüketilen birincil enerjinin yüzde 39'u petrol, yüzde 27'si
kömür, yüzde 21'i doğalgaz ve yüzde 13'ü yenilenebilir enerji
kaynaklarından (hidroelektrik başta olmak üzere) sağlanmaktadır. Enerji
tüketiminde ithalatın payı yüzde 70'dir. Bu oranın ülkenin enerji
politikalarında radikal bir değişim olmazsa, orta vadede değişmeyeceği
öngörülmektedir. Sonda söyleyeceğimizi başta söylersek, Türkiye'nin,
enerji kaynaklarının durumunu, potansiyelini tanımlamış, süreklilik arz
eden, uzun vadeli bir planı olduğunu iddia etmek mümkün değildir.
Enerji bürokrasisinin pek çok noktasında halen deneyimli, birikimli
kadrolar olmakla birlikte, siyasi iktidarların kurumsal bütünlüğü
parçalamış ve alanı özelleştirme politikaları ile yönetilemez kılmış
olmaları ciddi bir zaafı beraberinde getirmektedir.
Türkiye'nin enerji politikalarına bakarken birkaç temel noktayı vurgulamak gerekmektedir:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://criminals.foruma.biz
By_GarzaN
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 23
Nerden : Bilgisayardan:)
İş/Hobiler : Herşey
Lakap : By_GarzaN
Kayıt tarihi : 03/02/08

Kişisel Bilgiler
Level:
1000000000000/1000000000000  (1000000000000/1000000000000)
Kendinizi Belirten Bir Yazı: Aydınlık Gençlik Grubu
Tuttugun Takım: Galatasaray

MesajKonu: Geri: Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu   Paz Şub. 10, 2008 11:12 am

**Ülkemizin doğal kaynakları söylenildiği kadar sınırlı değildir ve
dolayısıyla yüzde 70 oranında dışa bağımlılık akılcı olmamaktadır.
Türkiye'nin henüz ancak üçte birini değerlendirmiş olduğu zengin linyit
ve hidroelektrik potansiyeli vardır. Özelleştirme politikaları ve
doğalgaza bağlı alım garantili, "al ya da öde" anlaşmalarla kurulan Yap-İşlet (Yİ) ve
Yap-İşlet-Devret (YİD) santrallarıyla, Türkiye kanıtlanmış bu iki
zengin kaynağını atıl durumda bekletmektedir.
**Türkiye'nin zengin rüzgar, jeotermal ve güneş gibi yenilenebilir,
çevreye duyarlı enerji potansiyeli de vardır ve kullanılmayı
beklemektedir.
**Özelleştirme politikaları ile gerek petrol ve doğalgazda, gerekse
elektrik enerjisi alanında merkezi kamu tekeli parçalanmış, alan
birbiriyle uyumlu olmayan, çok başlı ve çok parçalı bir yapı içerisinde
yönetilemez hale gelmiştir. Enerji ve özellikle elektrik enerjisi,
merkezi bir plan ve kamusal anlayışla ele alınması gereken temel bir
altyapı hizmeti olarak değerlendirilmekten çıkmış, alan Uluslararası
Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB) direktifleriyle
piyasalaştırılmıştır.
**Özelleştirme politikalarının bir diğer olumsuz sonucu da, neredeyse
on yıllardır alana yatırım yapılmaması olmuştur. Özellikle elektrik
enerjisi alanında çok ciddi altyapı sıkıntıları vardır. Bu alanda
kurulu gücümüzün yüzde 16'sı gibi ciddi bir potansiyeli üretime
çevirememe gibi sıkıntılarımızın yanında, dağıtım şebekelerinin
kaderlerine terk edilmesi sonucunda üretilen elektriğin önemli bir
kısmı OECD ülkelerine göre yüksek olan kayıp oranlarıyla heba
olmaktadır.
**Ülkemizin enerji alanında plansızlık nedeniyle yüzde 70 gibi kabul
edilemez bir oranda dışa bağımlı kılınmasının yanında, ithalatta da
kaynak çeşitliliği yaratılmamıştır. Örnek olarak doğalgaz ithalatımızın
yüzde 65'i Rusya'dan yapılmaktadır ve bu da enerji güvenliği açısından
ciddi sıkıntılara neden olmaktadır.
**Türkiye doğusundaki zengin petrol ve doğalgaz kaynakları ile AB başta
olmak üzere batısındaki büyük tüketici bölgeleri arasında önemli ve
istikrarlı bir geçiş terminali olabilecek konumdadır ve sektörel-teknik
birikime de sahiptir. Özellikle AB'nin doğalgaz ithalatı konusunda
Rusya'ya alternatif kaynaklar ve hatlar aramak zorunda oluşu Türkiye
açısından ciddi bir fırsattır.
Bu noktada, entegre ana yapısı parçalanmış, sadece bir arama-üretim
şirketi haline dönüşmüş olsa dahi TPAO'nun, İran'ın önemli gaz
rezervlerine sahip Güney Pars Sahası'nın bazı bölümlerine girmek
durumunda oluşu dikkate değer bir gelişmedir. Tabii bu konuda da
ciddiye alınması gereken uyarılar ve endişeler vardır. Öncelikle
ABD-İran arasındaki gerginliğin bölge politikaları açısından merkezi
bir konumda oluşu ve Hükümetin ABD ile olan tek taraflı bağımlılık
ilişkisi bu projenin olabilirliği açısından soru işaretleri
doğurmaktadır. Bunun yanında İran'ın son doğalgaz kesintileri ile de
tekrar tartışılmaya başlanan, güvenli bir doğalgaz tedarikçisi olup
olmadığı da sorulması gereken bir soru olarak önümüzde durmaktadır.
İran doğalgazının Avrupa tarafından güvenilmez bulunma ihtimali
projenin önemli bir kısmını sekteye uğratabilecektir. Dahası İran'la
yapılan mutabakat zaptının içeriğinin doldurulmamış oluşu ve İran'ın
siyasi rejimi anlaşmazlık gibi durumlarda uluslararası hukuki
yöntemlerin ve mercilerin geçerliliği konusunda soru işaretleri
yaratmaktadır.
Türkiye, var olan pek çok boru hattının yanında, çok sayıda projenin de içine d
ahil olmuş/edilmiş bir ülkedir. Bütün bu hatları alt alta koymak bile potansiyelin büyüklüğünü göstermeye yeter:

**Kerkük-Yumurtalık Ham Petrol Boru Hattı.

**Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı.

**Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı-Proje aşamasında.

**Rusya-Türkiye Batı Gaz Hattı.

**Mavi Akım Gaz Hattı.

**Azerbaycan-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı.

**İran-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı.

**NABUCCO Doğalgaz Boru Hattı.
Proje aşamasında.


**Irak-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı.
Proje aşamasında.


**Mısır-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı.
Proje aşamasında.


**Mavi Akımın İsrail'e uzatılması.
Proje aşamasında.


**Türkmenistan-Türkiye DGBH.
Proje aşamasında.


** Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğalgaz Boru Hattı.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki boru hattı yapılmaktadır.


Tabii her projenin avantajları ve gerçekleşme imkanı olduğu kadar
karşılaştığı zorluklar da var. Öncelikle uluslararası siyaset, hukuksal
açıdan eşit aktörlerle gerçekleştirilmesine rağmen, fiili olarak
eşitsiz güçte olan aktörler arası asimetrik bir ilişkidir. Örneğin
Rusya'nın kendisine alternatif olabilecek rezervleri kendine
bağlayabildiği bir gerçektir. Yine ABD'nin İran ile olan sorunları İran
gazı üzerinden rahatlıkla proje üretmeyi güçleştirmektedir. Bir başka
örnek olarak, Türkiye'nin zorladığı Samsun-Ceyhan petrol boru hattına
alternatif olarak Rusya'nın Burgaz-Dedeağaç hattını öne çıkarmasıdır.
Türkiye'nin doğalgaz konusunda Rusya'ya büyük oranda bağlı olması da
ülkenin alternatif projelere girmesi konusunda zayıflatıcı bir
etkendir. Özellikle abartılı ve tek yanlı-manipülatif talep tahminleri
ile imzalanan uzun vadeli ve tahkim koşullu alım garantili anlaşmalar,
Rusya'nın çeşitli tehditler sonunda imtiyaz talep etmesini
kolaylaştırmaktadır.
Önemle vurgulanması gereken bir diğer nokta da, toplumsal yararı
ikinci plana iten ve tam anlamıyla IMF ve Dünya Bankası'nın
direktifleriyle uygulanan ve uygulanmakta olan özelleştirme
politikalarının, ekonomik açıdan da Türkiye'yi kırılgan hale sokmuş
olduğu gerçeğidir. Temel altyapı hizmetlerinin özelleştiği,
üretimin-toplumsal yararın ihmal edildiği, sıcak para akışına ve
uluslararası sermayenin spekülatif hareketlerine böylesine göbekten
bağlı bir ülkenin, bağımsız, ayakları yere basan ve uzun erimli
politikalar üretmesi mümkün olmamaktadır. Günü kurtarma amaçlı verilen
tavizler, ülkenin ve halkın geleceğini ipotek altına almaktadır.
Oysa yapılması gereken, özelleştirme uygulamalarından vazgeçmek,
enerjinin temel bir altyapı hizmeti olduğunu kabul etmek ve merkezi bir
planlama ve kamucu anlayışla alanı yeniden yapılandırmaktır. Bu açıdan
dikey entegre olmuş bir kamu tekelinin yeniden tahsisi olmazsa
olmazdır.
Yapılacak merkezi planlama sonucunda ülkenin yerli ve yenilenebilir
enerji kaynağı potansiyeli değerlendirilebilir; özellikle kömür ve
hidroelektrik potansiyelimiz hızla devreye girebilecek durumdadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://criminals.foruma.biz
Criminal
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 149
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 03/02/08

Kişisel Bilgiler
Level:
1000000000000/1000000000000  (1000000000000/1000000000000)
Kendinizi Belirten Bir Yazı: Bn EcexP
Tuttugun Takım: Galatasaray

MesajKonu: Geri: Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu   Paz Nis. 06, 2008 11:39 am

Paylasımın icin saol:D
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
By_GarzaN
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 23
Nerden : Bilgisayardan:)
İş/Hobiler : Herşey
Lakap : By_GarzaN
Kayıt tarihi : 03/02/08

Kişisel Bilgiler
Level:
1000000000000/1000000000000  (1000000000000/1000000000000)
Kendinizi Belirten Bir Yazı: Aydınlık Gençlik Grubu
Tuttugun Takım: Galatasaray

MesajKonu: Geri: Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu   Paz Nis. 06, 2008 11:54 am

Önemli degil...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://criminals.foruma.biz
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Küresel enerji savaşları ve Türkiye'nin konumu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
..::CriminalsGrup a Hos Geldiniz::.. :: Egitim&Ögretim :: Araştırmalar-
Buraya geçin: